Polis telsizinden yankılanan o dehşet dolu cümleyle başladı her şey:
“MERKEZ, DEPREM OLUYOR!”
Geceyle gündüzün yer değiştirdiği korkunç an! Zaman sanki saatleri değil, yürekleri yuttu.
Salı gecesi, tarihin en acılı salısına dönüştü.
O 45 saniye var ya.. Bir ömür kadar uzun, bir cehennem kadar yakıcıydı. Gecenin sessizliği yerini karmakarışık seslere bağırmalara bıraktı.
Toz dumanlar arasında boğulan çığlıklar, duvarlardan sekip kulaklara saplanan iniltiler…
Sadece binalar değil, hayaller de göçtü o gece.
Sadece beton değil, can yıkıldı!
Ve ardından sessizlik…
Öyle bir sessizlik ki, içinde binlerce “İmdat!” saklı.
O anın tanıklarından oldunuz mu hiç bilmiyorum.
Bir apartmanın bir anda denize gömülüşünü gördünüz mü?
Dantel perdelerin, pencere pervazından kopup boşlukta savruluşunu izlediniz mi?
Ben gördüm, izledim.. Hem de hepsini. Ve hâlâ gözümün önünden geçip gitmeden dururlar.
Dakikalar önce kahkaha seslerinin çınladığı evlerin, birkaç saniye sonra mezara dönüşmesi…
Daha bir gün önce pazara çıkan bir annenin sabahına toprak altında uyanması…dolapların içinde kalan yarım kalmış reçel kavanozları, tenceredeki günün yemeği..
Nefessiz, susuz, yalnız…
ACI – kelimelerin kifayetsiz kaldığı yer…
ÇARESİZLİK – insanın haykırırken içe gömüldüğü uçurum…
HÜZÜN – aramakla bulunamayan sevdiklerin adı…
VE ÖLÜM…Toprağın sessiz ama acımasız kucağı…
“Sesimi duyan var mı?” diye defalarca haykırırken bir cana daha ulaşabilir miyim diye uzanan elim ya boşlukta kaldı ya da çoktan taş kesilmiş bir bedene temas etti…
O anlarda, canlarla beraber benim ruhum da enkaz altındaydı.
Yüreğimse her kopan taşta bir daha yıkıldı.
Fenerle tuttuğumuz her gözde,
‘Ben buradayım’ diyen bir parıltı aradık.
Ama her göz ışıldamazmış…
Bazen bir göz, içinde bir ömrün yok oluşunu taşırmış.
Depremler yalnızca fay hatlarında olmuyor ki.Bazen bir ülkede, gözlerdeki ışıltı da yitip gidiveriyor.
Ve kolay kolay geri gelmiyor.… Ruhumuzdaki depremler de durmuyor çoğu zaman.
17 Ağustos sabahı… Marmara Bölgesi altüst oldu. Köprüler yıkıldı, yollar çöktü, telefonlar sustu, yardımlar ulaşamadı…Türkiye, tarihinde belki de en ağır felaketi yaşadı. Ve biz pırıl pırıl insanlarımızı bir gece ansızın toprağa teslim ettik. Bugün hâlâ aynı topraklarda yaşıyoruz. Ama unutmadık!
O geceyi, o acıyı, o çaresizliği unutmadık.Yaralar kabuk bağlasa da, izleri silinmedi.
Ve artık bir haykırış daha var dilimizde:
RANTSAL DEĞİL, GERÇEK KENTSEL DÖNÜŞÜM!
Çünkü başka canlar aynı enkazlara gömülmesin.
Çünkü başka yürekler aynı acıyla yanmasın!
SESİMİZİ DUYAN YOK MU???
Bugün 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 26. yılı…
Yitirdiğimiz tüm canlara, saygı ve rahmetle…