Hayatın satranç tahtası

Dün akşam eski bir satranç takımını çekmecemin dibinde buldum. Taşlar toz içinde, tahtanın bir kenarı kırık, ama o klasik siyah-beyaz kareler hâlâ duruyordu.

Yayınlama: 11.11.2025
Düzenleme: 13.11.2025 09:48
67
A+
A-
Dr. Öğretim Üyesi

Dün akşam eski bir satranç takımını çekmecemin dibinde buldum. Taşlar toz içinde, tahtanın bir kenarı kırık, ama o klasik siyah-beyaz kareler hâlâ duruyordu. Uzun süre elime aldım, baktım. Garip bir şey fark ettim: Artık hangi karenin tam olarak beyaz, hangisinin tam olarak siyah olduğunu seçemiyordum. Belki yaşlanmıştı tahta, belki de göz yanılgısıydı; ama kareler sanki birbirine karışmış, aralarındaki keskin çizgiler bulanıklaşmış gibiydi.

Sonra düşündüm: Belki de sorun tahtada değil, bende. Belki de hayat bize böyle bir belirsizlik öğretiyor bu günlerde. Nerede durduğumuzdan, hangi hamleyi yapacağımızdan, kime güveneceğimizden emin olamadığımız bir dönemden geçiyoruz. Ve işin ilginç tarafı, bunu yalnız ben hissetmiyorum; her gün tanıdığım insanların gözlerinde, seslerinde aynı titreşimi görüyorum.

Oyunun yeni oyuncusu

Bir zamanlar bu satranç oyununda biz hâkimdik. Taşları biz oynatır, stratejileri biz belirler, riski biz alırdık. Şimdi ise masanın başına yeni bir oyuncu oturmuş: yapay zekâ. O kadar sessizce geldi ki, fark etmekte geciktik. Şimdi sabah kalktığımızda telefonumuz bize ne yapacağımızı söylüyor, algoritmalar ne izleyeceğimize karar veriyor, uygulamalar hangi yolu seçeceğimizi belirliyor.

Eskiden kendimize “Ben ne istiyorum?” diye sorardık. Şimdi sorumuz başka: “Bana ne öneriliyor?” İşte sessiz devrimler böyle olur. Bir gün uyanırsınız ve karar verme özgürlüğünüzün ne zaman elinizden çıktığını bile hatırlamazsınız.

Peki bunda yanlış olan ne? Belki hiçbir şey. Belki her şey. Sorun, bize kolaylık sağlayan bu görünmez elin, aynı zamanda bizi yavaş yavaş edilgenleştirmesi. Düşünmeyi bırakıp sadece tıklamaya, seçmeyi bırakıp sadece takip etmeye alışıyoruz.

Sallanan zemin

Ama asıl mesele bu değil. Asıl mesele, tahtanın kendisinin sallanması. Bir insanın hayatında bazı temeller vardır. Evi, işi, sağlığı, geleceği. Bu temeller sağlam olduğu sürece, insan hamle yapmaya devam edebilir. Ama ya temeller sarsılırsa? Ya zemin ayaklarınızın altından kaymaya başlarsa?

Son yıllarda tam olarak bunu yaşıyoruz. Ekonomik belirsizlikler, toplumsal gerilimler, küresel çalkantılar… Bunların hepsi bir araya gelince, insan içinde taşıdığı o doğal güven duygusunu kaybetmeye başlıyor. Sokakta yürüyen insanların yüzlerine baktığınızda görürsünüz bunu. Kimse yüksek sesle söylemiyor belki, ama herkes hissediyor: Bir şeyler değişti.

Balkondaki çiçekler daha erken soluyor sanki. Rüzgâr aynı rüzgâr, güneş aynı güneş ama toprakta bir yorgunluk var. Sokaklar daha sessiz, gülüşler daha temkinli, umutlar daha ihtiyatlı. Ülke yorulmuş gibi; nefes alıyor ama uzun uzun değil, kısa kısa.

Piyonun inadı

Yine de bir köşede duran küçük bir piyon var. Tahtanın en değersiz taşı. En yavaş ilerleyen. En kolay feda edilen. Ama en dirençli olan da o.

Çünkü piyon, oyunun başından sonuna kadar aynı gerçeği biliyor: İlerlemek için her zaman bir kare daha vardır. Adım küçük olsa bile, engeller çok olsa bile, o bir kare daha gidebilir. Ve eğer yeterince ilerlerse, bir gün vezire dönüşebilir.

İnsan da böyle değil mi? En çaresiz anında bile içinden bir ses yükselir: “Bir daha dene.” İşte insanı güçlü kılan, yıkan değil, yıkılıp kalkan oluşudur. Yorulan değil, yorulup yürüyen oluşudur.

Hayatın satranç tahtasında ustalık, her hamleyi mükemmel yapmak değildir. Bazen hamle yapmadan bekleyebilmek, bazen düşerken bile öğrenebilmek, bazen de oyunun kurallarını sorgulayabilmektir ustalık.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 3 Yorum
  1. R. Yılmaz dedi ki:

    Satrançtan insanın iç dünyasına, toplumun evrildiği yapay yaşantının yapay zekayla imtihanı ve insanın kendini gerçekleştirme yolculuğu….
    Çok yönlü ve insanı derin düşüncelere sevk eden harika bir yazı.

  2. Buğra Zengin dedi ki:

    Ezber bozan yazı için teşekkürler

  3. İhsan dedi ki:

    Yine harika bir yazı olmuş. Yurefinizd sağlık hocam