Dilim lâl, gönlüm perişan

Yayınlama: 06.02.2026
Düzenleme: 09.02.2026 10:39
22
A+
A-
Jeoloji Müh. & Kent Bilimci

Depremin yıldönümünde bu sefer yazı yazmamaya karar vermiştim. İçimdeki umutsuzluk mutsuzluk yoğun bastı sanki. İsyanımı bu kez seslendirmeyecektim.
Susmanın da bir yas biçimi olabileceğine kendimi ikna etmeye çalıştım.
Ama yine olmadı! Yapamadım.
Yazmadan duramadım…

Çünkü depreme, depremde kaybettiklerimize, bu ülkeye duyduğum acıyı başka türlü anlatamıyorum. Kelimeler yetmiyor belki ama susmak daha çok can yakıyor. Dilim lâl kalmak istiyor, evet; ama gönlüm perişan ve bu perişanlık kendine bir çıkış arıyor.

6 Şubat 2023 Pazartesi sabahını hatırlıyor musunuz? Ben çok net hatırlıyorum.
Ayazın kemiklere işlediği saatin 04.17 olduğu dakikaları, bitmeyen saniyeler boyu sallantıları. Kışın zemherisinde, betonun altında kalan bedenlerden önce umut dondu orada
Bir enkazın başında elinde sadece bir termosla bekleyen yaşlı bir adamı… “Belki uyanır” der gibi, betonun altına seslenen bir anneyi… Ayakkabısı bile olmayan, üstüne geçirilen bir battaniyeyle donmamaya çalışan çocukları…Gözlerinde korkudan çok şaşkınlık olan birbirine sarılıp ağlayan insanları.

Orada o gün zaman başka akıyordu. Dakikalar saat, saatler bir ömür gibiydi.
Bir binanın önünde insanlar umutla beklerken yan binadan cenaze çıkarılıyordu. Ağlayanlar, sessizce çökenler, bir köşede donup kalanlar… İnsan manzaralarıydı bunlar; istatistik değil, hele de haber başlığı hiç değil.

Soğuk bir kış günü, deprem bölgesinde ruhu ve bedeni çıplak kalanları düşündükçe içim üşüyor.. Sadece evlerini değil, güven duygularını kaybedenleri… “Devlet gelir” diye bekleyip gelmeyeni görmezden gelmeye çalışanları… Yardım kuyruğunda utancını yutan yaşlı kadınları, “Ben iyiyim” diyerek ağlamamak için dudaklarını ısıran erkekleri.

Şimdi Çorlu’da yağmur yağıyor.
Şimdi düşünüyorum da; Sokağa çıkıp bağırarak ağlasam, boğazım yırtılana kadar haykırsam acım diner miydi? Islanan saçlarım, titreyen ellerim, sesimi duyan kimse olur muydu?

Bu yüzden yazıyorum.
Çünkü unutmak hızla, hatırlamak ise direnerek oluyor.
Çünkü her yıldönümünde bizden “artık konuşmayın” denilerek biraz daha susmamız bekleniyor.
Çünkü bu topraklarda felaketler doğayla değil, ihmalle büyüyor; yas ise hep eksik, hep yalnız yaşatılıyor.

Dilim lâl, gönlüm perişan; çünkü bu ülkede ölenler kaderle geçiştiriliyor, kalanların öfkesi bastırılıyor ve bize her 6 Şubat’ta, kırıldığımız yerden yeniden, karanlığa doğru “sesimi duyan var mı?” diye haykırmak düşüyor.

Afetlerde kaybettiğimiz tüm canların anısına; saygıyla, duayla ve hiç dinmeyen bir yasla…

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.