Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kutlanmalı mı? Anılmalı mı?

Yayınlama: 09.03.2026
Düzenleme: 10.03.2026 15:12
53
A+
A-
Dr. Öğretim Üyesi

Geçen gün eski bir skeci yeniden izledim. Güldür Güldür‘den bir sahne. Uzaylıların dünyadaki tüm erkekleri kaçırdığı, yeryüzünde yalnızca kadınların kaldığı absürt bir senaryo. Spiker sesleniyor ekrandan: “Yıllar sonra ilk kez kadın ölümleri yüzde sıfır olarak açıklandı!”

İnsan gülüyor. Ama o kahkahanın tam ortasında bir şey donup kalıyor içinizde. Çünkü bu cümle hem komik hem de gerçek geliyor. Ve bu ikisi aynı anda hissedildiğinde, güldüğünüze değil, neden güldüğünüze üzülmeye başlıyorsunuz.

Yaşadığımız dünyada kadın olmak; hâlâ daha kırılgan, daha dikkatli, daha temkinli bir varoluş gerektiriyor. Bu bir şikâyet değil. Bir tespit. Acı veren, sessizce sindirilmiş bir gerçek. Tam bu düşünceler içindeyken yakın zamanda kaybettiğimiz Fatma Nur öğretmeni düşündüm. Bir öğretmen, bir evlat, belki bir anne, belki bir öğrencinin hayatına dokunan sessiz bir ışık. Ve o ışık söndüğünde insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Eğer kadın olmasaydı, kaderi farklı olur muydu?

Bu soruyu sormak bile insanın içini acıtıyor.

Bugün 8 Mart her yıl içimde aynı tartışma yeniden doğuyor: kutlanmalı mı, anılmalı mı? Tarihe bakarsak, bu sorunun cevabı zaten orada duruyor. 8 Mart bir kutlama günü olarak doğmadı. Bir fabrikada yanarak hayatını kaybeden kadın işçilerin yasından süzülen bir farkındalıktır. Bir hak arayışının, bir eşitlik talebinin, bir mücadelenin sembolüdür.

O yüzden 8 Mart, en doğru haliyle belki de hem bir anma hem de bir umuttur. Geçmişe saygı, geleceğe sorumluluk.

Kadınlar hayatın her yerinde.

Bir çocuğun ilk öğretmeni, bir toplumun vicdanı, bir evin dengesi… Çoğu zaman bu ağırlıklar, sessizce ve görünmez biçimde kadınların omuzlarında yükselir. Sınıfta öğrencisinin gözündeki ışığı fark eden öğretmen, hastanede sabaha kadar nöbet tutan doktor, tarlada çalışan emekçi, laboratuvarda araştıran bilim insanı, sabırla çocuk büyüten anne…

Toplumun görünmeyen yüklerinin büyük çoğunluğu hâlâ kadınların sırtında. Ama en büyük acılar da çoğunlukla kadınların hayatına dokunuyor. Şiddet, eşitsizlik, görünmez emek, değersizleştirme… Bunlar dünyanın pek çok yerinde hâlâ gündelik gerçek.

Ve belki de en sert soru şu: Çocuklar bir öğretmene ölümü yakıştırabilir mi?

Bir çocuk için öğretmeni, sadece ders anlatan biri değildir. Güven demektir, şefkat demektir. Dünya hakkındaki ilk güvenli duyguların filizlendiği kişidir. Bu yüzden bir öğretmenin kaybı, yalnızca bir insanın ölümü değildir. Bir çocuğun dünyasında açılan büyük, doldurulamaz bir boşluktur.

Kadınlar Günü, yalnızca çiçek verilen bir gün olmamalı. Bir günlüğüne hatırlanan nezaket gösterisi de olmamalı. Kadınların daha güvenli, daha eşit ve daha saygın bir hayat sürdüğü bir dünya inşa etme sorumluluğunu yüksek sesle hatırladığımız bir gün olmalı.

Çünkü kadınlar yalnızca hayatın yarısı değildir. Kadınlar hayatın devamıdır.

Ve bir toplum, ancak kadınlarının güvende olduğu kadar medenidir.

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.