Yazı dizime AK Parti ile devam ediyoruz.
Geçen hafta şeffaf ve tarafsız bir şekilde CHP analizi yapmıştık.
Bu hafta AK Parti analizini sizin için yazdım. Sürçilisan var ise affola…
Yaşar Polat
Erdoğan’ın da aralarına katılması ile Yenilikçiler yeni parti çalışmalarına başladı. 14 Ağustos 2001 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu. Partinin kuruluşunda Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç da aralarında bulunduğu toplam 74 Kurucular Kurulu üyesi yer aldı.
2001. yılında büyük umutlarla yola çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Türkiye siyasetinde ezber bozan bir hareket olarak sahneye çıktı. O günkü siyasi tabloda yolsuzluklar, ekonomik krizler ve özgürlüklerin kısıtlanması toplumu kuşatmışken, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının kurduğu bu yeni oluşum, özellikle inançlı kesim için adeta bir kurtuluş reçetesi gibi karşılandı.
İlk Yıllar: Reform, Umut, Değişim
İktidarının ilk yıllarında AK Parti; Avrupa Birliği uyum yasaları, ekonomide yapısal reformlar ve özgürlükler alanında attığı adımlarla toplumun geniş kesimlerinden destek aldı. Başörtüsü yasağının kaldırılması, devlet ile vatandaş arasındaki mesafenin daraltılması ve bürokratik vesayetle mücadelede cesur adımlar bu dönemin öne çıkan başarılarıydı.
İlk iki dönem boyunca adalet, şeffaflık, liyakat ve hakkaniyet ilkeleri büyük ölçüde gözetildi. Erdoğan ve ekibi, ülkenin kronikleşmiş birçok sorununa çözüm üretirken halkla kurduğu güçlü bağ sayesinde geniş bir meşruiyet zemini oluşturdu.
Üçüncü Dönem: Yol Arkadaşları Değişiyor
Ne var ki 2012 sonrası tablo hızla değişmeye başladı. Parti kadroları içine sızan yapılar ve cemaatlerle kurulan ilişkiler, devletin omurgasını zayıflatmaya başladı. Fethullahçı yapılanmanın yargı ve emniyet başta olmak üzere birçok alanda etkinlik kazanması, Gezi Parkı olayları ve 17-25 Aralık operasyonlarıyla ülkeyi çalkantılı bir döneme sürükledi.
Bu süreçte birçok deneyimli siyasetçi partiden uzaklaştırıldı ya da kendi iradesiyle ayrıldı. Yerlerine ise Erdoğan’ı eleştirmekten çekinen, çoğunlukla sadakat üzerinden konumlandırılan yeni kadrolar getirildi. Parti içindeki istişare ve ortak akıl mekanizmaları zayıfladı, yerini tek merkezli karar süreçlerine bıraktı.
Yerel yönetimlerde ise farklı bir tablo dikkat çekmeye başladı:
Halkla iç içe olması beklenen belediye başkanları, meclis üyeleri ve il-ilçe yöneticileri zamanla halktan uzaklaşmaya, kendilerini dokunulmaz bir konuma yerleştirmeye başladı. Kibir, güç zehirlenmesi ve protokol bağımlılığı, yerel siyasetçilerin büyük bölümünü halkla arasına mesafe koyar hale getirdi. Oysa AK Parti’yi güçlü kılan en temel unsur, “ulaşılabilirlik” ve “samimiyet”ti. Bugün ise birçok yerel yönetici için halkın sorunlarını dinlemek bir angarya, halkın eleştirisi ise tehdit gibi algılanıyor. Bu değişim, tabandaki güveni önemli ölçüde zedeledi.
Başarılar ve Başarısızlıklar
Bugün gelinen noktada AK Parti, dış politikada ve savunma sanayiinde önemli başarılar elde etmiş durumda. Özellikle Suriye politikası, yerli İHA/SİHA üretimi, Karabağ’da Azerbaycan’a verilen destek ve NATO-AB dengesindeki manevralar dış siyasette güçlü bir aktör profili çizilmesine katkı sağladı.
Ancak aynı başarıyı iç politikada görmek güç. Ekonomi, sağlık, eğitim, adalet, tarım ve sosyal politikalar alanında ciddi sorunlar yaşanıyor. Enflasyon, genç işsizlik, alım gücü kaybı ve sosyal yardımlara bağımlılık oranı artarken; eğitimde nitelik sorunu, adalet sisteminde güven kaybı ve tarımsal üretimdeki gerileme de toplumsal huzursuzluğu derinleştiriyor.
Ahlaki ve Kültürel Tahribat
AK Parti’nin “dindar nesil” hedefiyle yola çıkmasına karşın bugün gençlik profili ve toplumun ahlaki yapısında ciddi çözülmeler yaşandığı da açık. Zinanın suç olmaktan çıkarılması, aile yapısının korunmasına dair zayıf politikalar ve toplumun manevi değerlerine aykırı yasal düzenlemeler, inançlı kesimde hayal kırıklığı yarattı. Aile yapısında ciddi çatlaklar oluştu; boşanma oranları arttı, evlilik oranları düştü.
2002 – 2025: Ne Değişti?
AK Parti, Türkiye’ye para biriminden 6 sıfır atmak, sağlıkta reform yapmak, yol-köprü ve altyapı alanında büyük yatırımlar gerçekleştirmek gibi başarılarla damga vurdu. Ancak bugün, aynı iktidarın yönettiği Türkiye, ekonomik olarak zayıflamış, toplumsal olarak yorgun ve siyasal olarak kutuplaşmış bir görünümde.
Erdoğan’ın liderliği hâlâ güçlü olsa da, parti tabanında heyecan ve motivasyonun yerini “nöbet” duygusu almış durumda. Kimi hâlâ bir çıkış yolu bekliyor, kimi ise sessizce alternatif arıyor.
Sonuç
AK Parti’nin hikâyesi, yalnızca bir partinin değil, bir toplumun umutla başlayıp sorgulamayla devam eden serüvenidir. Bugün geriye dönüp bakıldığında; belki de en çok, ‘keşke’ler birikiyor.