Kendi de adı da soğuk gelir bana kelepçenin.
Gri, sert bir demir bağlaç…
Kalem kadar sıcak, kalem kadar insana ait bir nesneyle buluşması ise başlı başına ironiktir.
Kendi de adı da soğuk gelir bana kelepçenin.
Gri, sert bir demir bağlaç…
Kalem kadar sıcak, kalem kadar insana ait bir nesneyle buluşması ise başlı başına ironiktir.
Son zamanlarda sıkça tanık olduğumuz bu ikili karşılaşma;
Sıcakla soğuğun,İyiyle kötünün,
Hakikatle baskının buluşmasıdır.
Hayatımıza okula başlama serüveniyle giren, yıllar geçtikçe formu değişse de anlamını hiç yitirmeyen yazma aracımızdır kalem.
Bugün parmaklarımız klavyelere dokunsa da, benim için hâlâ babamın karton kutuda aldığı kurşun kalemdir esas olan. Duygularımın, düşüncelerimin, sevgilerimin ve öfkelerimin kâğıtla buluşmasını sağlayan o siyah grafit…
Düşündükçe yazılan, yazdıkça ucu tükenen.
Ne büyük zevkti ucu körelen kalemi kalemtıraşta çevirip yeniden sivrildiğini görmek.
Çevrildikçe sivrilen,
Sivrildikçe sertleşen,
Sertleştikçe ele batan kalem…Tıpkı büyüdükçe çevresine batan düşüncelerimiz gibi.
Tıpkı kalemini ustalıkla kullanan, tüm baskılara rağmen yazmaktan vazgeçmeyen gazeteciler gibi.
Tıpkı bugün yalnızca gerçeği yazdığı için tutuklanan gazeteciler ve medya emekçileri gibi.
Oysa düşünmek suç değildi.
Ve hiçbir zaman olmamalıydı.
Düşünmek, insanı insan yapan; yaradılışın verdiği en büyük güçtü.
Asıl suç, düşünmemekti.
Sorgulamamaktı.
Sessiz kalmaktı.
Neyi yanlış anladık biz bu hayatta?
Düşünmeyi mi?
Düşündüğünü söylemeyi mi?
Kelamın kaleme dökülmesini mi?
Gazetecinin kaleminden dökülen hakikat, bir suç unsuru olamaz.
Bağımsız düşünce, özgür ifade, kamu yararı için yapılan araştırma cezalandırılamaz.
Sadece yazdığı için;
Üstelik belgeye, bilgiye, tanıklığa dayanarak yazdığı için
Bir gazetecinin demir parmaklıklar ardına konulması nasıl bir gerekliliktir?
Bugün özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm basın emekçileri için soruyorum:
Memleket ve hürriyet sevdasını iman tahtasına yazmak mı suç oldu?
Araştırmaktan, düşünmekten, yazmaktan korkmadıkları için mi?
Kaleme kelepçe vurmak!
Bilmez misiniz?
Haberimiz yoksa, hakkımız da yoktur.
Ne acıdır ki;
Tuz koktu, su çürüdü.
Halkın haber alma hakkı için kalemini satmayan,
Kelepçe pahasına yazan,
Faili meçhullere kurban giden,
Öldürülen, işkence gören,
Demir parmaklıklar ardında yalnızca bedeni tutsak edilen;
Ama düşünceleri bir kuşun kanadı kadar özgür kalan
Tüm gazeteci ve medya çalışanlarını saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR.