Son günlerde sıkça konuşuluyor, haberlere konu oluyor, duyuyor, izliyoruz
“Sanayi Marmara Bölgesinden Anadolu’ya kaydırılmalı.”
Gerekçe hazır: Deprem.
Türkiye’nin en büyük sanayi havzasının, en riskli fay hatlarından biri üzerinde bulunması elbette büyük sıkıntı ve tehlike. Ama durup sormak gerekiyor:
Sanayi gerçekten deprem yüzünden mi taşınıyor, yoksa Marmara artık sanayiyi taşıyamıyor mu?
Marmara Bölgesi uzun süredir yalnızca nüfus ve sanayi yoğunluğu açısından değil, su kaynakları bakımından da kapasitesini doldurmuş durumda. Yeraltı suları hızla çekiliyor, yüzey suları sanayi ve kentlerin ortak baskısı altında, baraj dolulukları ise iklim kriziyle birlikte “geçici değil, kalıcı” bir kırılganlık sergiliyor.
Oysa sanayi dediğiniz şey, sadece bacadan çıkan duman değil; sürekli, kesintisiz ve bol miktarda su demek. Bugün Marmara’daki birçok sanayi havzasında asıl kriz arsa ya da iş gücü değil, musluğun ne kadar daha akacağı sorusu.
Bu gerçek kamuoyunda sanki pek konuşulmuyor; çünkü su, bana göre çok bağırmıyor. Fay hattı kadar dramatik de değil. Ne dersiniz?
Deprem riskini gerekçe göstererek sanayiyi Marmara’dan çıkarmak, ilk bakışta oldukça rasyonel görünüyor. Ne de olsa “taşıdık” demek, “yönettik” demekten daha kolay.
Ancak bu, risk yönetimi değil; riskten kaçınma refleksi. Üstelik ironik olan şu: Sanayinin yönlendirildiği Anadolu illerinin önemli bir bölümü de aktif fay hatları üzerinde
Demek ki mesele “Marmara mı, Anadolu mu?” değil.
Mesele, gerçekten bilimsel ve entegre bir mekânsal planlama yapılıp yapılmadığı.
Marmara’daki su krizini Anadolu’ya sanayi taşıyarak çözmüş olmuyoruz. Sadece sorunu kamyon kasasına yükleyip başka bir havzaya bırakıyoruz.
Bugün Marmara’da özellikle Trakya’da yaşanan su stresi, yarın Konya Havzası’nda, Orta Anadolu’da ya da Akdeniz’in iç kesimlerinde daha sert biçimde karşımıza çıkacak. O zaman da muhtemelen yine aynı çözümü düşüneceğiz:
“Buradan da başka yere taşıyalım.”
Sanayi yatırımlarını, havza bazlı su bütçelerini dikkate almadan yönlendirmek; sanayiyi değil, krizi büyütmek anlamına geliyor
Marmara, yalnızca fabrikaların yan yana dizildiği bir alan değil. Limanları, lojistik ağları, yan sanayi kümelenmeleri, üniversiteleri ve nitelikli iş gücüyle oluşmuş bir ekosistem.Bu yapıyı bütüncül bir dönüşüm planı olmadan dağıtmak; verimlilik kaybı, maliyet artışı ve rekabet gücünde zayıflama riskini beraberinde getirmez mi?
Anadolu’ya taşımak işsizliği çözer mi?
Kısa cevap: hayır.
Sanayinin Anadolu’ya kaydırılması çoğu zaman “bölgesel kalkınma” ve “işsizliği azaltma” vaadiyle sunuluyor. Oysa işsizlik, yalnızca fabrika sayısıyla çözülen bir sorun değildir.
Pek çok örnekte sanayi tesisleri; düşük ücretli, güvencesiz istihdam üretirken, nitelikli iş gücü ya Marmara’dan gidip gelmeyi tercih ediyor ya da hiç gitmiyor. Fabrika Anadolu’da, karar alma mekanizmaları merkezde kalıyor.
Sonuçta ortaya tuhaf bir tablo çıkıyor:
Sanayi Anadolu’da, iş umudu hâlâ Marmara’da.
Göç durur mu? O da pek mümkün değil.
Sanayiyi Marmara’dan çıkarınca, sanki insanlar da doğal olarak geri dönecekmiş gibi bir beklenti var. Oysa göç sadece işe değil; hayata, eğitime, sağlığa ve geleceğe yönelir. Bunlar olmadan fabrika tek başına çekim merkezi olmaz. Anadolu’da yalnızca üretim alanları büyürken, yaşam alanları aynı hızla gelişmediğinde, göç durmak bir yana, daha karmaşık hâle gelir.
İşsizliği harita değiştirerek çözmek!
Türkiye’nin ihtiyacı; sanayiyi bir bölgeden alıp başka bir bölgeye yer değiştirmek mi ?
Yoksa ;
Su verimliliği yüksek üretim teknolojileri,
kapalı devre su sistemleri,
ileri arıtma ve geri kazanım altyapıları,
havza bazlı sanayi yer seçimi kriterleri mi?
Yani zahmetli, uzun vadeli ve gerçekten planlama gerektiren işler.
Bunlar yapılmadığında, bugün Marmara’yı “rahatlatmak” için alınan kararlar, yarın Anadolu’da çok daha büyük çevresel ve ekonomik krizler olarak karşımıza çıkabilir.
Gelişmelere söylemlere baktıkça; Sanayinin Marmara’dan Anadolu’ya kaydırılması; deprem söylemiyle meşrulaştırılan, arka planında ise su krizi ve çevresel sınırlar bulunan bir strateji izlenimi veriyor.
Gerçek çözüm; sanayiyi kaçırmak değil, suya göre planlamak, riski yönetmek ve nitelikli istihdam yaratmak.
Aksi hâlde sanayi nereye giderse gitsin, sorunlar hep peşinden gelecektir.