Denizi, denizin sesini ve hatta denizaltının gizli melodisini çok severim. Oturup onu dinlemek bile bana huzur verir. Karadeniz kıyısında büyüdüğümden midir bilinmez ama orada denizin hırçınlığı hoşuma giderken ona tamamen tezat olan burada Marmara’nın dingin, kıyıya vuran dalgaları çoğu zaman bir ninni gibi gelir kulağıma. Dalgaların kıyıya vuran ritmi, insana sanki hayatın tüm gürültüsünü unutturmaya niyet etmiş gibi gelir çoğu zaman. Marmara’nın sessiz derinliklerinde saklı o sesler bana hep güven vermiştir.
Ama zaman içinde anladım ki; O derin sessizlik aslında sadece huzurun değil, aynı zamanda kaderin de sessizliğidir. Dalga kıyıya melodisini taşırken, faylar da sessizce derinlerde biriktirir enerjisini. Bir gün o sessizlik, yalnızca huzurun değil, imtihanın da habercisi olabilir.
Biliyorum ki, o sessizliğin içinde bir başka gerçek daha var. Derinlerde bir yerlerde saklı, günün birinde mutlaka karşımıza çıkacak büyük sarsıcı bir imtihan…
Tekirdağ’ın sahillerinde dolaşırken bu düşünce aklımdan hiç çıkmaz. Marmara Ereğlisi’nde dalgaların dingin sessizliğinde dondurmasını yiyen mutlu çocuklar, Şarköy’de bağ bozumunda çalışan eller, Çorlu’da sabah vardiyasına koşan işçiler, Muratlı’da çayını yudumlayan yaşlılar… Hepimiz aynı sınavın sessiz yolcularıyız. Farkında olsak da olmasak da Marmara’nın derinliklerinde bizi bekleyen o büyük imtihana hazırlanıyoruz.
Sorularımız belli aslında:
Bilimin sesine kulak veriyor muyuz?
Kentimizi güvenle inşa ediyor muyuz?
Sevdiklerimizin hayatını betondan ve ranttan daha kıymetli görüyor muyuz?
Ne yazık ki yanıtlarımız hâlâ eksik. Son depremlerden sonra bile yeterli tedbirleri almadık farkındasınız dimi? Hep aynı cümleleri tekrarlıyoruz: “Bir daha yaşanmasın, büyük ders aldık.” Oysa ders almak için yalnızca söz yetmiyor; adım atmak, uygulamak, kararlı olmak gerekiyor.
Tekirdağ’daki deprem çalışmaları kapsamlı ve iyi niyetli olsa da, bazı temel konular hâlâ risk oluşturuyor ne yazık ki. Çalışmalar önemli ve doğru yönde, ama hâlâ “tam hazırlıklı” bir şehir durumunda değiliz. Beklenen olası bir Marmara depreminde ciddi riskler mevcut.
İşte Tekirdağ’da deprem riskini gerçekten azaltmak için acilen atılması gereken somut adımlar da burada devreye giriyor.
*Eski ve riskli binaların güçlendirilmesi veya yeniden yapılması (güçlendirmeye çok sıcak bakmasam da)
*Halkın bilinçlendirilmesi ve tatbikatların yaygınlaştırılması
*Altyapının güçlendirilmesi ve kritik tesislerin güvenliği
*Erken uyarı ve sismik izleme sistemlerinin tüm ilçelerde aktif hale getirilmesi
*Deprem sigortası ve bireysel hazırlıkların teşvik edilmesi
*Yerel yönetim ve bilim insanlarının sürekli iş birliği ile güncel risk analizleri yapılması
Bu adımlar uygulanırsa, Tekirdağ yalnızca deniziyle değil, güveniyle de insanlarına huzur verir. Çünkü umut tek başına yeterli değildir; hazırlık ve bilinç, felaketleri önlemenin en güçlü yoludur.
Bugün yağmurla denizin buluştuğu son bahar esintilerindeki mavi gözlü Tekirdağ sahilinde denizin sesini dinlerken aklımdan geçen tek dilek şu: Bu kez farklı olsun. Bu kez gerçekten hazır olalım. Çünkü deprem takvim tutmaz, saat vermez. Ama biz istersek, yerel ve merkezi hükümet ele ele verirse Tekirdağ bu sınavdan alnının akıyla çıkabilir.
Unutmayalım ki; Deprem bizim imtihanımız değil, ihmallerimizin aynasıdır.
Afet dirençli kentimizde güvenle yaşama temennisi ile…